İçeriklerimi Nasıl Hazırlıyorum? Sezgisel İçerik Üretimi Metodu
İçerik üretimi üzerine konuşurken çoğu zaman “fayda sağlama”, “değer sunma”, “bilgi aktarma” gibi kavramlara odaklanıyoruz. Elbette bu tanımlar doğru…
Yazar: Burak Can Bayer
İçerik üretimi üzerine konuşurken çoğu zaman “fayda sağlama”, “değer sunma”, “bilgi aktarma” gibi kavramlara odaklanıyoruz. Elbette bu tanımlar doğru ancak içerik üretimini yalnızca didaktik, öğretici ve sistematik olmak zorundaymış gibi düşünmek, içerik üreticisinin kendine ait sesini boğmasına neden olabiliyor.
Oysa bazen bir içerik, sadece hissettiğini ifade etmek, bir durum karşısındaki düşünceni paylaşmak, ya da yeni öğrendiğin bir bilgiyi sindirmek için yazılır. Bu içerikler, düşündüğümüzden çok daha fazla bağ kurar.
Çünkü insanlar, her zaman yeni bir şey öğrenmek istemez. Bazen yalnızca bir başka insanın benzer bir durumla nasıl başa çıktığını duymaya ihtiyaç duyar. Bazen o an kendi tarif edemediği bir duyguyu, senin cümlenle tanımlamak ister.
İşte bu yüzden içerik üretmek sadece öğretmek değil, anlatmak, aktarmak, yansıtmak ve bazen sadece görünür kılmaktır.
Bu bültende kendi içerik yazma ve üretme sürecimi detaylı şekilde ele alacağım.
1. Yazma Kaynağım Nereden Geliyor?
Ben içerik üretirken, çoğu zaman akademik bir hazırlık süreci yürütmüyorum. Elbette okuduğum kitaplar, yaptığım analizler, işimde karşılaştığım durumlar içeriğe ilham veriyor ama asıl itici güç sezgisel bir farkındalıktan geçiyor.
Elime fiziki bir kalem ile fiziki bir çizgisiz defter alarak yazma sürecine başlıyorum, bu anlamda ilkelliğimi başlangıç aşamasında koruyorum ve alışkanlık haline getiriyorum. Sonrasında tabii ki de klavye ile dokunuşlarıma devam ediyorum :)
Şunu çok net fark ettim: Yazmak için bir nedenim olduğunda değil, yazacak bir gözlemim olduğunda oturup yazıyorum.
Peki bu gözlemler nasıl ortaya çıkıyor?
- Bir müşteriyle yaptığım konuşma sırasında aklıma düşüyor.
- Aynı soruyu farklı kişilerden üst üste duyduğumda tetikleniyor.
- O dönem gündemde olan bir konuya dair düşünme ihtiyacım oluşuyor.
- Ya da kendi iç dünyamda yazmamı tetikleyen bir faktör ortaya çıkıyor.
Bazen de sadece bir cümle geliyor aklıma. O cümle zihnime çakılıyor ve tüm yapıyı onun etrafına örüyorum.
Bu yüzden şuna inanıyorum: İçerik üretmek sadece üretken olmakla değil, farkında olmakla da ilgilidir.
2. İçerik Konularını Sezgisel Olarak Nasıl Belirliyorum?
Sıklıkla içeriklerime nasıl karar verdiğim soruluyor. Tek bir cevabı yok ama bir çerçevem var. Özellikle üç ana kaynağa sezgisel olarak dikkat kesiliyorum:
- Bana gelen sorular: Danışanlardan, takipçilerden ya da çevremden en çok gelen sorular, çoğu zaman içeriklerimin konularını belirliyor.
- İnsanların merak ettikleri ama dile getirmedikleri alanlar: Bazı konular popüler olmasa da sessizce ilgi uyandırır. İşte sezgim de tam bu noktada devreye giriyor. Gözlemlerimle örtüştüğü anda o konuyu ele alıyorum.
- Kendimin anlamaya çalıştığı şeyler: Kimi zaman bir konuya tamamen hakim olmasam da yazmak, anlamaya giden yolda bir adımdır. Bu içerikler en içten olanlardır çünkü “birlikte düşünme” teklifi sunuyor ve böylece araştırırken öğrendiğim şekilde üretiyorum.
Her seferinde bu başlıkları zihnimde evirip çeviririm. Sonra bazıları daha fazla öne çıkar, bazıları beklemeye alınır ama hepsi sezgisel bir yoklamadan geçer.
3. İçeriği Bir Formata Dönüştürmek: 4 Aşamalı Metodum
İçeriğin sezgisel tarafı güçlü olsa da onu yayınlanabilir hale getirmek için sistemli bir formata ihtiyacım var. Ben bu süreci dört adıma bölerek ilerliyorum:
1. Konu Belirleme:
İlk olarak yukarıda bahsettiğim kaynaklardan yola çıkarak hangi konu üzerine yazmak istediğime karar veriyorum. Bu karar sadece “bugün ne yazsam?” sorusuna değil, “bugün ne anlatmak istiyorum?” sorusuna cevap veriyor, böylece konsepti ve konuyu belirliyorum.
2. Şablon Taslağı Oluşturma:
Konu belli olduktan sonra o içeriğin akışını kabaca tasarlıyorum. Girişte hangi duyguyu yaratacağım? Nerede hikayeleştireceğim ya da hikayeleştirecek miyim? Hangi noktada okuyucuyla bağ kuracağım? İçeriği nasıl kapatacağım?
Seri içeriği ise serinin önceki formatlarına uyumlu hale getiriyorum.
3. Ana Mesajı Netleştirme:
Her içeriğin arkasında net bir mesaj ya da cümle olmalı. Tüm metin o mesajı/cümleyi desteklemeli. Yani içeriğin “çıkış cümlesi” ben yazmaya başlamadan önce kafamda belirginleşmeli.
Bu cümle çoğu zaman yazının içinde geçmese bile tüm parçaları onun etrafında örülür. Bunu yaparak işimi çok daha kolaylaştırıyorum.
4. Sezgisel Kapanış:
İçeriği bitirirken matematiksel değil, içgüdüsel davranırım. Nerede durmam gerektiğini cümlelerin ritminden anlarım. Kimi zaman bir çağrı eklerim, kimi zaman sade bir düşünceyle bırakırım.
Mutlaka içeriğin bütünlüğünü tamamlayan bir duruşla yazıyı kapatmaya gayret ederim. Sırf çalışıyor ve erişimi yükseltecek diye jenerik ve klişe kalıplar kullanmamaya çalışırım.
4. Son Söz: İçerik, Bazen Sessizce de Konuşur
Sezgisel içerik üretimi, sistemsiz olmaz, sezgiyi merkeze alan bir içerik üretimi, duyguyu daha önce alır. Bu yüzden duyguya temas edecek bir bağlam kurmaya çalışıyorum. Bu genelde merak, şaşkınlık ve heyecan oluyor.
Bugün pek çok içerik teknik olarak doğru ama ruh olarak eksik. Oysa okuyucu, senin ne kadar bildiğini değil, bu bilgiyi ona nasıl hissettirdiğini hatırlar.
Eğer sen de içerik üretimini sadece fayda dağıtmak olarak görüyorsan kendine şunu sor: “Ben bugün kendimle ya da hayatla ilgili ne düşündüm?”
Cevabın varsa, zaten yazacak bir şeyin de vardır.
Sezgisel bir içerik üretim yapısını sistemli bir modele dönüştürmek istersen, birlikte çalışabiliriz. Senin sesin, sadece bilgi vermek için değil, düşündürmek, bağ kurmak ve hatırlanmak için de var olabilir.
